Prof. Dr. Cahit Babuna / 3.Oturum
Milli Ekonomide, hedef olarak, insanların ve ekonomik getirilerin eşit olarak kullanabilme ortamını sağlamaktır. Ekonomik üretimi belirli bir zümrenin eline vererek onun istismarı yoktur.
25 Kasım 2007 01:53
Dünya Ekonomisi ve Milli Ekonomi Modeli
Dünyadaki Ekonomik–Sosyal ve Kültürel Gelişmelerin Kısa Tarihçesi:
1. İnsanlığın ilk gelişmeleri, ilk ekonomik gelirlerinin artması ve bilimsel ve kültürel ilerlemeleriyle mümkün olmuştur.
2. Dünyadaki medeniyetin ilk gelişme bölgeleri hakkında elimizde pek az bilgi bulunmaktadır. Bu bilgiler arasında ilk medeni bulguların “Mezopotamya (Fırat Dicle) nehirleri arası ile Anadolu ve “Çin toprakları“ üzerinde olduğu düşünülmektedir.
3. Fırat-Dicle arasındaki bölgede yapılan kazılarda ilk tarım ve yerleşik gelişmeler dikkat çekmektedir. Bunun yanında ilk yazılı kanıtlar da bu bölgelerde ortaya çıkarılmıştır. Bunun da ötesinde Orta Asya’da bulunan “Orkun Yazıtları“ da dünya tarihine büyük katkılarda bulunmaktadır.
4. İlk paranın basıldığı ve madeni paranın bulunduğu yer ise Manisa’da bulunan Antik Sart kentidir. İlk Buğday tanelerinin bulunduğu bölge ise Türkmenisan’dır.
5. Onların dışında ilk Kağıdın keşfedildiği ve kullanıldığı ülke de Çin’dir. Çin aynı zamanda ipek giysilerin en eski merkezi ve barutun da keşfedildiği yer sayılmaktadır. Kaldı ki ipeğin keşfi ve gelişmesi de Çin’de başlamıştır. Zaten meşhur tarihi İpek Yolu da Batıdan Türkiye üzerinden Çin’e uzanmaktadır. Bu yol aynı zamanda tüm ticari ve ekonomik gelişmelerin en önemli tarihi yönü olmuştur.
EKONOMİNİN İLK GELİŞMELERİ
6. Tüm bu bulguları daha çok geniş olarak sıralayabiliriz. Ancak bu buluşlarla birlikte ekonomik gelişmelerin de paralel gittiklerini bilhassa belirtmek gerekir.
7. Ekonomik gelişmeler insan hayatıyla beraber başlamıştır. Ekonomi zaten insanlıkla paralel gelişmekte ve devam etmektedir. Ancak her zaman olduğu gibi, o ekonomik gelişmelerden değişik spekülasyonlarla özel olarak faydalanan kişiler–kurumlar ve ülkeler mevcuttur.
8. Yazımın başında ilk medeniyetin Orta Asya ve Doğuda Çin’de başladığını belirmiştim. Daha sonraları ise Mısır Arap-Pers-Grek–Matedonya-Roma–İnka ve Bizans medeniyetleri gelişmiş ve değişik çağlara damgalarını vurmuşlardır. medeniyetlerin her gelişme yerlerinde ekonomik durumlarda da gelişmeler ve büyük ilerlemeler husule gelmiştir. Bu ekonomik gelişmelerle birlikte de değişik tarihi eserler ve kalıntılar izlenmektedir. O eserler aynı zamanda geçmişin, kültür-ekonomik ve yaşam tarzlarını bize göstermektedir.
OSMANLI MEDENİYETİ VE EKONOMİSİ
9. Osmanlı medeniyeti ve ekonomisi yaklaşık olarak 600 yıl dünyaya damgasını vurmuştur. Zamanında Osmanlı Devleti dünyanın en gelişmiş ve en güçlü ekonomik-kültürel ve bilim devletiydi.
10. Osmanlı Devletti koskoca bir imparatorluktu. Ancak bu imparatorluk diğerlerine oranla farklıydı. Osmanlı gittiği yerlere kültür ve sosyal adaleti, geliştirmiş ve güçlü ekonomisi ile arkasında modern eserler bırakmıştır.
11. Diğer taraftan bakıldığında, Osmanlı’da istismar yoktu. Osmanlı’da medeniyet, adalet ve o zamana göre yüksek ekonomi anlayışı ve bilgisi vardı. Böylece o bölgelerde kalkınma ve medeniyet izleri bırakmıştır. Bu eserlerin bir çoğu hala da tüm tahribatlara rağmen dimdik ayakta durmaktadır.
12. Büyük Osmanlı Devleti 22 milyon kilometrekareye yayılarak, nice İslam sağlık-sosyal ve ekonomik–medeni eserler bırakmıştır. Ayrıca Osmanlı 600 küsur yıl dünyanın en büyük gücü olarak hakimiyetini sürdürmüştür.
İNSAN TOPLULUKLARI VE MİLLETLER
13. İnsanların bir arada yaşamaları için belirli müşterek toplulukların disiplinli yaşaması gerekmektedir. Onların birarada gelişmelerini temin eden idari sistemler ise dünyada değişik şekilde gelişmektedir. İlk çağlarda bu sistemler daha fazla dikta rejimleri şeklinde tek elden idare edilme yöntemleri krallıklar, çarlıklar, değişik monarşiler, derebeylikler ve ona benzeyen sistemler filizlenmiş ve idarecilikte uzun bir dönem yönetimlerde kalmıştır. Daha sonra sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle tarım sınıfı yanında işçi sınıfının da gelişmesi söz konusu olduğundan dolayı onların da idarede yer almaları gerekmiştir. Böylece bir taraftan iş verenler diğer taraftan çalışanlar ve emekçiler ortaya çıkmıştır.
14. Böylece bu sistem gelişmelerinde de bir takım modifikasyonlar teşekkül etmiştir.
1789 FRANSIZ İHTİLALİ VE SİSTEM DEĞİŞMELERİ
15. Dünyada ve özellikle Avrupa kıtasında, Fransız ihtilaline kadar tüm dizginler asalet temsilcileri olan krallık-saray sistemi idarelerinin güdümü altında yürütülmekteydi. Fakat Fransa’da endüstrinin ve makineleşmenin etkisiyle, orta sınıf gelişmeye başlamış ve işçi sınıfı husule gelmiştir. Böylece onlar da bu ekonomik gelişmelerden paylarını almak istemişlerdir. Böylece kısa zamanda organize olarak ayaklanmışlardır. Sonunda çok kanlı bir ihtilal husule gelmiştir. Böylece Fransa’da bir nevi halk idaresi olan cumhuriyet idaresi ilan edilmiştir. Fransız ihtilali her ne kadar bir post kavgası olarak tarihe geçmişse de aslında arkasında ekonomik sebepler yatmaktadır.
16. Aslında Fransızlar, Osmanlı’nın ihtişamlı devlet idaresinden ve ekonomik durumundan esinlenerek Fransız ihtilalinden sonra kendi ekonomik-idari sistem gelişmelerini değiştirmek istemişlerdir. Daha sonra ise bu istekler, tüm batı Avrupa’ya geçmiş ve bu sefer onlar Rönesansı (yeniden uyanış) yakalayarak gerek ekonomik gerekse sanayi, askeri ve sosyal bakımından gelişmeye başlamışlardır.
17. Diğer taraftan, yüzyıllarca batı Osmanlı’ya hayran kalmasına ve onun yaşayış sistemini örnek almasına rağmen, Osmanlı kendini bu yeni gelişmelere yeterince uyduramamıştır. Gelişmeler Osmanlı’nın durgunluk ve çöküş dönemine rastladığı için ekonomik değişmelere kendisini ayarlayamamış ve bu da onun bir nevi çöküşüne kadar devam etmiştir. Osmanlı’nın çöküşü ise, Batının Osmanlı’nın çok uluslu topraklarında oluşturdukları mini milliyetçilikler ve kilise husumetinden dolayı bir nevi hızlandırılmıştır. Böylece Osmanlı önce ekonomik olarak çökmüş sonra da siyasi çöküş buna eklenmiştir.
18. Osmanlı’nın çöküşünden sonra onun kapsadığı topraklarda yaklaşık olarak 33 yeni devlet kurulmuş bulunmaktadır.
NOT: Yeni kurulan tüm bu devletlerin gerek ekonomik olarak gerekse sosyal özgürlük ve siyasi bakımından perişan halde bulunmaları ise ayrı bir konudur!
AVRUPA’NIN EKONOMİK KALKINMASI
19. Fransız ihtilalinden ve sanayileşmelerinden sonra,Avrupa devletleri yavaş yavaş dünyanın en ileri ekonomik gücü olmuştur. Ancak bu durum 1914’teki 1. dünya savaşına kadar devam etmiştir. O tarihte mutlak zirve yaparak duraklamaya başlamıştır. Daha sonra ise ABD dünyanın ekonomik gücü olarak sahneye çıkmaya başlamıştır. ABD’nin bu ekonomik-askeri-siyasi ve teknolojik üstünlüğü halen de devam etmektedir. Ancak ABD’nin gücü de zamanla zirveye ulaşmış ve yavaş da olsa inişe geçmiş durumdadır.
20. Şu anda ABD’ye neredeyse paralel bir güç olan Japonya ve onun da arkasında hızlı adımlarla gelişen Çin dikkat çekmektedir.
21. Bu durumda şu gerçekler açıkça belli olmaktadır, ekonomik gelişmeler ve medeniyetler durmadan yer ve el değiştirmekte ve yavaş da olsa, dünyayı adeta dolaşmaktadır. Çin’deki en eski ekonomik gelişmeler ile şimdiki yeniden dev adımlarla ilerlemeler bunun ispatıdır. Hızlı gelişen Çin tekrar ekonomik, medeniyet ve güç sahnesine tırmanmaktadır.
EKONOMİNİN GELİŞMESİ VE GELİŞME ETKENLERİ
22. Dikkat edilirse ekonomi gelişmeleri genel kültür-sanayileşme-medenileşme ve
eğitim ve bilim ile birlikte husule gelmektedir. Onların olmadığı yerde ekonominin de gelişmesi ve neşvünema bulması mümkün değildir. Diğer taraftan ekonomik ortamın uygun olmadığı yerde genel kültürün-eğitimin-bilimin-teknolojinin ve medeniyetin de gelişmesi mümkün olmamaktadır.
23. Ancak ekonominin gelişmesi de bazı şartlara ile düşünce ve anlayışa bağlı olmaktadır. Birçok defa dünyadaki ekonomiyi güçlendirecek yeni buluşlar çok değişik ortamlardan çıkan insanlar tarafından yapılmaktadır.
24. Bu sebeple yeni buluşlar ve ilerleme yollarını açan etkenler de bazen tesadüflere, bazen üstün düşüncelere, bazen de derin ve engin bilgilerin ve çok kapsamlı zekaların ürünü olabilmektedir.
25. Hele bu düşüncelerin, hatalı olabilecek bazı kurallara körü körüne batı menfaatlerine bağlı, hatta esir olabilecek kadar onlara bağımlı olmayı reddeden milli duyguları ve dini inançları yüksek kimseler tarafından geliştirilmiş olması, büyük bir varlık sayılması gerekmektedir.
26. Böylece ekonomik gelişmelerin yollarını açabilecek olan yeni düşünceler de her zaman ekonomistler tarafından çizilebilecek diye de bir kural yoktur. Ekonomist olmadan da ekonomi hakkında konuşmak mümkün olmaktadır.
27. Ekonomi herkesin ortak bir sorunudur. Hayatta herkesin ekonomiyi az çok tatbikatta bilmesi gerekmektedir. Her insanın hayatındaki varlık ve yokluk unsurları kendisini sarmaktadır. Çünkü kendisi kendi bütçesini idare etmesini bilmezse, gelir ve giderini ölçülü ve hesaplı yapmazsa kendi şahsi ekonomik durumu sarsılmaz mı?
KİŞİ VE KAMU KURULUŞLARININ EKONOMİLERİ
28. Diğer taraftan şu duruma dikkatle bakmak ve kendimize sormak gerekir: Kişilerin ekonomisi, ailenin ekonomisi, kurumların ekonomisi, belediyelerin, vilayetlerin ve toplumun ekonomisi daima ekonomistler tarafından mı idare edilmektedir?
29. Bazı belediyeler borç içinde yüzüyor onların vilayetinde hiç mi iyi ekonomist yoktur ki borçlara boğulmaktadırlar?
30. Devletin ekonomileri de bir nevi gelir-gider dengesini sağlamaktır. Kişi ve aile ekonomileri de, bir taraftan aile ve kurum ile belediye ve devlet ekonomilerine benzemektedir!
31. Onun için ekonomi bir nevi gelirlerini iyi bilmek, gelir kaynaklarını azami derecede akılı bir şekilde kullanmak, masraflarını dengeli ve hesaplı yapmak ve gelir ve giderlerini bir nevi dengelemektir! Borca girmemek ve hesaplı davranmakla doğru yolu bulmak mümkün olmaktadır.
32. Bazı kurumların ve bazı devletlerin yaptığı gibi, kendi gelirlerini bilmemek veya bilerek bunları ihmal etmek ve onlar yerine dışardan borç alarak gelirlerini çarçur etmek hiçbir ekonomik kurala sığdırılamaz. Bu tür ekonomiler kolayca başkalarının kurduğu ekonomik tuzaklara kolayca düşerler ve bir nevi onların ekonomik esirleri olurlar!
33. Eskiden Osmanlı’nın çöküş devresinde ve şimdiki Türkiye’nin son zamanlarında bu durumuna benzeyen birçok hususlar mevcuttur. Çünkü Türkiye’nin şu andaki borcu da 300 Milyar $‘ın üstüne çıkmış durumdadır.
34. Şimdi kendimize bir soralım: Türkiye’de ekonomist mi yok, yoksa ekonomi okulları mı yetersizdir? Ekonomistlerimiz ve çeşitli siyasi idarecilerimiz neden bu durumu bir türlü düzeltilemiyor? Neden Türkiye dışarıya devamlı olarak borçlanmaktadır?
DÜNYADAKİ EKONOMİ TEORİ VE KİTAPLARI
35. Bunun yanında dünyadaki ekonomi kitaplarına bir göz atılırsa ekonomi hususunda bilgilerin alınması kolayca mümkün olmaktadır. Ama o bilgilerin faydası galiba pek olamamaktadır. Çünkü o kitaplara ve bilgilere göre idare edilen Türkiye’nin borçları ve dışa bağımlılığı azalmamakta bilakis gittikçe çoğalmaktadır.
36. Dünyada onlarca hatta yüzlerce teori ve bilimsel yayınlar vardır. Bunların acaba hangisi doğrudur? Eğer doğru teori varsa o zaman o teori neden Türkiye’ye tatbik edilmemektedir? Şu anda Dünya Bankası’na, IMF’ye bağımlı olmaktayız. Dış ülkelere ve bankalara borçlanmak ise onların ekonomik güdümü altına girmek demektir!
37. IMF faizle borç para verdiği ülkelerin Merkez Bankalarını adeta kilitlemektedir. IMF ülkemizin de ekonomisini kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Diğer taraftan şimdiye kadar dışarıdan ağır faizlerle borç alan veya IMF’ye tam olarak sadık kalan dünyada hemen hemen hiç bir ülke kalkınmayı başaramamıştır.
38. Bunun dışında acaba Türkiye’deki ekonomistlerin kendi araştırmaları ve Türkiye’ye özel buluşları var mıdır? Herhalde yoktur, çünkü olsa o teoriler çoktan tatbik edilirdi! Demek ki ekonomistlerimizin bu çalışma sahasında başarı oranları pek parlak değildir!
39. Bu durumda Türkiye’nin ekonomik gidişi doğru yolda mıdır? Doğru yolda ise neden borçları azalacağına gittikçe artmaktadır? Neden milli varlıklarımız atamızın kurduğu tüm büyük servet değerinde fabrikalar dahil başkaların satılmaktadır. Neden doğru dürüst ekonomik planlamalar yapılamamaktadır?
40. İşte tüm bu nedenlere dayanarak ekonomi sorununa hepimizin eğilmesi ve bir nevi düşünmesi ve sorun nerede, detaylıca araştırması gerekmektedir.
41. Dikkat ederseniz siyasi partilerin ne tüzüklerinde, ne de millete vaat edikleri sözlerinde yeni bir ekonomi planlaması yoktur. Daima dışardan alınan teori ve kitaplara ve bakış açılarına uygun hareketlerde ve düşüncelerde fikri beyanlarda bulunmaktadırlar.
42. İşte onun için Türkiye bu borç batağında devamlı olarak kalmakta ve ondan bir türlü çıkamamaktadır. Çünkü, Türkiye milli ekonomiye dönmedikçe kalkınması zor ve nerdeyse imkansızdır!
MİLLİ EKONOMİ NASIL ELDE EDİLİR?
43. Milli Ekonomi insana dönük bir ekonomi modelidir. İnsanı, yeraltı ile yerüstü zenginlikleri, tabiatın verdiği imkanlar ile insanların kabiliyetlerini ve becerileri ile bilgilerini bir nevi bütünleştiren ekonomi modelidir.
44. İnsanı insan olarak kabul eden onun tüm kimliği ve benliğini ortaya koyan ve tabiatın verdiği zenginlikleri ortaklaşa paylaştıran ve sosyal adaleti sağlayan bir ekonomi şeklidir.
45. Milli Ekonomide sömürü yoktur faiz yoktur! İnsanı istismar eden unsurlar yoktur. Orada insanın verebileceği azami derecede imkanları sağlama başlıca hedef olarak alınmaktadır.
46. Milli Ekonomide, hedef olarak, insanların ve ekonomik getirilerin eşit olarak kullanabilme ortamını sağlamaktır. Ekonomik üretimi belirli bir zümrenin eline vererek onun istismarı yoktur. Aşırı büyük kapitalist sermaye ve acımasız sermayedarlar bulunmamaktadır. Acımasız “vahşi kapitalizm“in eline insanları teslim ederek onun dişlileri arasına insan emeklerini öğütmemektedir. Faiz sistemine de son verilmektedir.
MİLLİ EKONOMİNİN KRİTERLERİ
47. Bireyler genellikle kendi ihtiyaçlarından çok daha fazla bir değer oluşturma kabiliyetindedir. Ancak var olan kapitalist ekonomik modelleri, insanların kabiliyetlerini devreye koymak yerine, onları devre dışı bıraktığı için sınırsız kaynaklara rağmen insanlığın büyük bir kesimini yokluk içerisindedir.
48. Aslında dünyada artan nüfus bir tehlike değildir. Esas tehlike o nüfusun kapitalist ülkeler tarafından adeta bloke edilip kendilerine dönük istismar edilmesidir. Eğer artan nüfusla dünyada fakirlik oluşsaydı şimdiki dünyada, ilerlemenin ters yönde gelişmesi gerekirdi. Kısacası artan nüfusun yerine bakarak insanları sadece pasif bir tüketici olarak görmemek gerekmektedir. Her insanın bir beyni, bilgisi, çalışkanlığı ve emek gücü vardır. Onu kullanarak kendi gıdasını, barınmasını ve korunması ile sağlık ihtiyaçlarını karşıladığı gibi etrafındakilere de faydalı olmaktadır. Böylece dünya devamlı olarak ilerleyebilmektedir. Eğer fakir ülkelerin perişan durumlarının sebeplerine bakılırsa o durumda olmalarının sebebi kendi nüfus çoğalmalarına bağlı değildir. Perişanlıkları ise batı kapitalizminin ve istismarcıların onları sömürmesine bağlıdır!
49. Nüfus artışı ile beraber imkan artıları da beraber artmaktadır. Teknoloji ve onların imkanları, beyinlerindeki bilgiler ile ilerlemekte ve insan hayatını kolaylaştırmaktadır. Dünya nüfusu ile dünya teknolojisi ve zenginliği de birlikte artmaktadır. Ancak bununla beraber gelişen istismar sistemleri ve değişik ve sistemler icat etmekte insanların istismarlar teorileri ve pratikleri de yol almaktadır.
SERMAYE ESARETİ-VAHŞİ KAPİTALİST SİSTEM
50. Aslında şu anda moda şeklinde gelişen demokratik çok partili sistemler kapitalizmin son aşamasına doğru ilerleme göstermektedir.
51. Demokrasilerde çok partili sistemler ve iktidar ile muhalefet idare şekilleri dikkat çekmektedir. Seçimler yapılmakta ve yönetimler tespit edilmektedir.
52. Ancak bu sistemde de uzun zaman idarede kalma imkanları ile bazı iç organizasyon şekilleri uygulanmaktadır. Bazı organize güçler, seçilenlere tüm idareyi ve iktidarı vermemekte ve kendi sistemi içinde idari sistemi kontrol altında tutmaktadır. Böylece demokrasi bir nevi seçilenler ve idareciler arasında paylaşılmış gibi olmaktadır. Hatta bunun da ötesinde ayrı bir iç sistem de husule getirilmiş olmaktadır. Bu iç sistem çok güçlü olursa, o zaman seçilenlere çok dar bir manevra sahası bırakılmış olmaktadır.
KAPİTALİST MODELLERDE ÇÖZÜLEMEYEN KONULAR
53. Kapitalist anlayışların kendi yapılarından kaynaklanan yanlışlardan dolayı şu üç meseleyi çözmesi mümkün değildir; kapitalizmin hâkim olduğu son 150 yıllık dönem de bunun ispatıdır:
54. Gelir dağılımında denge,
55. Sürekli büyümenin yakalanması,
56. Tam istihdamın sürekli sağlanması.
57. Her üçü de ekonomi politikaları için olmazsa olmaz hedeflerdir. Ancak, kapitalist modeller bunlara ulaşamadığı gibi, artık gelir dağılımında dengesizliği, eksik istihdamı ve belli dönemlerde ekonomilerin krizlere girmesini doğal karşılamaktadır.
Kapitalist ekonomilerde şu 4 hastalık sıkça görülmektedir:
- Enflasyon,
- Deflasyon,
- Stagflasyon ,
- Resesyon.
NOT: Bu bilgiler Milli Ekonomi Modeli’nden alınmıştır.
Bu ekonomik hastalığın her biri kapitalist ekonomik idarenin hatalı yönetimlerinden ve sistemin kendisinden kaynaklanmaktadır. Bunların her biri ülkeleri krize sürüklemekte ve perişan duruma getirmektedir. Nitekim Türkiye’miz de bu krizlerden birkaçını kendi üzerinde tatmış bulunmaktadır.
58. Ancak dikkat edilirse Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli’nde bu üç sorunun da çözümü vardır. Çünkü Milli Ekonomi zümrelere değil insanlara dönük olmaktadır. Çıkarlara değil halka ve millete dönük olmaktadır. İnsanların insanca yaşamalarının teminatıdır. Kısacası insana dönüktür.
59. Dikkat edilirse bu son tespit dünyadaki ekonomi uzmanlarının hiç birinin sahasına girmemektedir. Onların tümü sadece ekonomiye dönük ve ilmi olarak o kesime kilitlenmiş beyinlerle yazılmış ve çizilmiş bulunmaktadır. Halbuki her şeyde olduğu gibi ekonominin de gayesi insanlara dönük olması gerekmektedir.
ABD VE EKONOMİLERİN ÇARPIK GELİŞMELERİ
İtalyan asıllı kaşif Amerigo Vespuci tarafından Amerika’nın keşfi ile dünyamızın bir nevi kaderi de belirlemiş oldu. Yeni dünya bir cazibe merkezi olmuştu.
60. Yeni kıta gerek savaşlar boyunca gerekse savaşlardan ve değişik rejimlerden, (Faşizm-Komünizm-Sosyalizm-çeşitli diktatörlükler)ve benzeri zorba rejimlerden kaçan bilim adamlarını ve sermayedarlarını kendi ülkesine göçmen olarak aldı ve onlara gelişme imkanları ve ülkeye faydalı olma sahalarını açmış oldu.
61. Halen de dünyadaki beyin göçü Türkiye dahil ABD’ye doğru devam etmektedir. Böylece ABD maddi zenginlikler yanında bilimse gelişmelere de zemin hazırlamış oldu. Bunun da semeresini gördü ve halen de görmektedir.
62. Avrupa’da gelişen ve Franko (İspanya), Adolf Hitler (Almanya) ve Benitto Musolini (İtalya) nasyonal sosyalit ve faşist rejimini 2. dünya savaşında üstelik komünist Rusya’nın yardımıyla yıktı ve tarihe gömdü. Böylece Bu rejimin gerek dünyada gerekse kendi ülkesinde gelişmesinin köklerini de kurutmuş oldu.
63. 1990’lı yıllarda Sovyetler ve demirperde ülkelerinde gelişen komünist rejimi de yıkıldı. Rejim esnasında ve daha sonraları gelen ilim adamlarını ve beyin gücünü de olduğu gibi ABD‘ye alarak değişik bölgelere yerleştirdi ve onlara gelişme imkanları verdi.
64. Sovyetlerin çöküşünden sonra dünyada tek süper güç olarak kaldı ve şu anda dünya lideri olarak dünyaya hakim olmak için çaba göstermektedir. Bu çabalarını değişik şekilde yürütmektedir.
65. Dünyanın zengin enerji ve doğal kaynak bölgelerini işgal etmeye başladı. Afganistan ve Irak’ı savaşlarla ezerek eski usulle işgal etti. Ancak oralarda başı derde girdi ve şu anda zor durumda kaldı. Fakat şu anda değişik teoriler ortaya atmaya başladı. Bunların en yenisi Büyük Ortadoğu Projesi’dir. Bu proje Ortadoğu’yu Kuzey Afrika’dan İran sınırlarına kadar devam ederek yaklaşık 22 ülkeyi kapsamaktadır. Bu planla o bölgelerinde bulunan devletlerin idarelerini kendi planlarına uygun olarak geliştirme özellikleri mevcuttur. Plan uzun vadeli olarak daha fazla demokratik rejim ve kadın hakları sloganlarıyla iç yapılarına hakim olmak istenmektedir. Böylece ekonomik olarak o bölgelerdeki tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerini kendi ellerine adeta gönüllü teslim edilmesini planlamaktadır. Çünkü yakında başka güçlerin de ortaya çıkmaları beklenmektedir. Bunların başında da dev adımlarla ilerleyen Çin gelmektedir.
66. ABD bunu bildiği için bir taraftan Çin’i durdurma çareleri ararken diğer taraftan dünyanın enerji ve nüfus kaynaklarına da önceden sahip olmaya çalışmaktadır.
67. AB ise tüm birleşmelere rağmen bu soğuk savaşta yer almaya henüz cesaret edemedi ve kararını ortaya koyamadı. Aslında tüm bu durumlar bir nevi ekonomik soğuk savaş şeklinde gelişmekte ve devam etmektedir.
BAZI REJİMLER
68. DEMOKRATİK CUMHURİYET SİSTEMİ: Çok partili sistemi ifade etmektedir. Burada değişik partilerin temsilcileri aldıkları oy oranında temsil edilmektedir. Kararlar ise çoğunlukla alınmaktadır. Her zaman olmasa dahi genellikle Meclisin seçtiği hükümet devleti idare etmektedir. (Henüz tam olarak gelişmemiş demokrasilerde bazen yan güçler idareye karışabilmektedir.)
69. NASYONAL SOSYALİST-FAŞİST SİSTEMİ: Bu idari sistem cumhuriyet olmasına rağmen demokratik idarenin dışında kalmaktadır. Bu idarede:
70. Irkçılık ve üstün insan bakış açısı ön planda tutulmaktadır. Âri ırk ön plandadır. Diğer milletler ise ikici sınıf insan olarak görülmektedir. Bu rejim;
71. Irkçılığa ve onu idare ederek diktaya dayanmaktadır. Onların son temsilcileri olan Hitler, Musolin, Franko ikinci dünya savaşından önce idarelerde bulundular. 2. dünya savaşı faşizmin sonu oldu.
72. SOL SOSYALİST SİSTEM-KOMÜNİZM:
73. O rejimin teorisini yazanlar: Marks ve Engels’tir. Ancak fiili uygulamasını Lenin yapmıştır. 1917 ihtilaliyle Rusya çarlığını yıkmış ve komünist kollektif sistemini Rusya’da kurmuşlardı. Bu sistemde ön planda tutulan:
74. Dinsizlik ve özel sermaye düşmanlığıdır.
75. Komünist sistemde ideoloji ön planda tutulmaktadır. Mark-Engels-Lenin üçlüsünün kitapları “kutsal kitap” yerine geçmektedir. O rejimde dini inanca ve inananlara karşı savaş açılmıştır.
76. Komünist rejimde tüm varlıklar oturulan evler dahil devletindir. Özel teşebbüs yoktur. Tüm idare devletin elindedir. Kendisine karşı olanları
rejim düşmanı ilan etmektedir. İş vermemekte ve onu ya hapishaneye ya sürgüne veya hemen idam etmektedir. Rejimi kurarken Rusya’da yaklaşık olarak 25-30 milyon insan idam edilmiş veya sürülmüştür. 2. dünya savaşı esnasında dağlardaki savaşlarda 20 milyonluk Yugoslavya’da 1.700.000 kişi kaybedilmiştir. Rejim çok acımasızdır. Rejim Avrupa’nın tüm doğu blokunu demir perdenin içine almıştı. 1990’lara kadar Sovyetlerin çöküşüne kadar bu rejim sürmüştü.
Özellikleri: Ana prensibi kolletif devletçiliktir. Marksizm ve Leninizm ideolojisi ve prensipleri ile idare edilmektedir. İnsana ve insanlığa ters düşen bir rejim şeklidir. Devlet ve ideoloji adına belki de 50-60 milyon insan idam edilmiş veya sürülmüştür. Sovyetler idaresi altında tüm Türk kardeşlerimiz çok büyük zararını gördüler. Kırım Türkleri, Ahıska Türkleri, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Bosna Hersek ve tüm Balkan Türkleri bu felaketle karşı karşıya kalmışlardır ve daha nice Türk boyları tamamen veya kısmen bu rejimin gadrine uğramışlardır.
77. KAPİTALİST SİSTEM: Demokratik sistemin vahşi kapitalin eline teslim edilmiş fert için ferde karşı gelişen sermaye esiri olan bir nevi modifiye edilmiş dikta rejimi gibidir. Bu rejimin banisi ABD büyük şirketlerin büyük sermayedarlarıdır. Şu andaki ABD’nin tüm çabası küreselleşme adı altında bu şirketlerin pazar kapılarını açmaktır. Buna karşı gelenlere hemen hemen hayat hakkı pek tanınmamaktadır. O devlet idarelerini ya işgalle isteklerine uygun şekle getirmekte veya sermaye terakümüyle tüm ekonomik can damarlarını bloke ederek kontrol altına almaktadır. Tüm bunlara karşı gelenlere veya ekonomik ambargo uygulamakta veya içlerinde isyanlarla çökertmeye uğraşmaktadır.
78. ÇİN TARAFINDAN UYGULANAN PAZAR EKONOMİSİ:
Çin dünyanın ilk kültür ve medeniyet merkezlerinden biri sayılmaktadır. Ancak Batı medeniyeti Çin’in topraklarına ve zenginliklerine sahip olmak için uzun zaman onları esaret ve baskı altında tutmuşlardır.
Sovyet Rusya’nın Komünizm ihracıyla 1950‘lerden sonra Çin de o ideolojinin altına girmiş ve idareye karşı isyanlar uzun sürmüştür. Daha sonra komünizm Mao yönetiminde galip gelmiştir. Çin günümüzde 8.500.000 kilometrekarelik bir dev ülkedir. Nüfusu 1.300.000.000 civarındadır. Uyguladığı rejim sayesinde, Batı devletlerinin demokrasi oyunlarına maruz kalmadan tek elden idareyle müthiş bir kalkınma hızına erişmiş bulunmaktadır.
Serbest ekonomiye giren komünist Çin işçilerini çok az ücretle çalıştırmaktadır. Fakat o ücret devlet kontrolünde olduğu için onların gıdalanma, barınma, eğitim, sağlık ve güvenliklerini koruyacak şeklinde ayarlandığı için rekabet gücü dünya pazarlarını korkunç derecede vurmaktadır. Çin’de herkes devletin kontrolünde olduğu için Çin’e giren yabancı sermaye de devletin ancak kontrolünde hareket edebilmektedir
Böylece kapitalist ülkeler orada yatırım yaparak ucuz işgücü bulmakta ve bu durumdan istifade etmektedirler! Şimdi dünya şaşkınlıkla bunu seyretmektedir. Çünkü Çin’in kalkınma hızı yılda yaklaşık olarak %15–20 kadardır. Şu anda Çin dünyanın 2. büyük gücüdür. 10-15 yılda ABD’yi sollayacaktır. ABD’nin Çin’den haklı korkusu var. Çünkü Çin’de yüksek kalkınma hızı var, Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip, Çin’in elinde atom enerjisi nükleer santraller atom bombaları hidrojen bombaları ve yüksek teknoloji ile savaş sanayii de mevcut.
Çin’in idari şekli dikta olduğu için, kapitalist devletlerin, demokrasi oyunlarıyla idareye karşı komplolar pek kolay hazırlanamamaktadır. ABD şimdilik bu devlete karşı hiçbir tedbir alamamaktadır. Onun için Çin harekete geçmeden Ortadoğu ile Asya’nın petrol kaynaklarına el koymak istedi ve kısmen de olsa başarılı oldu. Ancak bakalım gelecek neyi gösterecektir. Fakat Çin’in uyguladığı bu kombine rejim de insana dönük değil devlet idaresini ellerinde tutanlara dönüktür! Onun için bu rejimin de bir müddet sonra çökmesi ve yıkılması mümkün görülmektedir.
79. Kısacası tüm bunlardan şu sonuç çıkmaktadır:
Türkiye Kuva-yı Milliye ruhuyla ve Milli Ekonomi Modeli’yle ancak kendine gelebilir ve medeni dünyadaki yerini alabilir!
Bu haber 802 defa okundu.