Temel Görüş: Emsalsiz bir model
Milli Ekonomi Modeli dünyada oluşmuş ve hakim olan liberal kapitalist sisteme meydan okumaktadır.
Takdim:
Sayın Prof. Dr. Haydar Baş’ın ‘Milli Ekonomi Modeli’ çağdaş iktisat bilimi için tamamen yeni ve orijinal bir olgudur.
Milli Ekonomi Modeli dünyada oluşmuş ve hakim olan liberal kapitalist sisteme meydan okumaktadır.
Ayrıca, Milli Ekonomi Modelini çağdaş kapitalist sistemin bir alternatifi olduğunu bile söyleyemeyiz, çünkü kapitalist sistem ve iktisat teorisi bir türlü çıkmaza girmiş ve insanlık önünde duran problemleri çözememektedir. Bu çok iyi bilenen bir gerçektir.
O yüzden, Milli Ekonomi Modeli gelişmekte olan ülkelerin ve gelişmiş dediğimiz ülkelerin belki de tek umududur.
Yüzyıllar boyunca ülkeler, bölgeler, kıtalar arasındaki mesafeler aynı kalmışsa da, çağdaş fiziki ve elektronik iletişim araçları sayesinde dünya daralmıştır. Aynı şey dünyadaki mali akışları da kapsamaktadır.
Dünyadaki mali akışlar bir anda gerçekleşiyor ve bir milletin kaderinde olduğu gibi, tek ferdin üzerinde de büyük etki yapmaktadır.
Onun içindir ki tesadüfen değil, Prof. Dr. Haydar Baş kendisine ait Modeli’nde çağdaş iktisat hayatında para ve sermayenin rolüne büyük önem vermektedir.
Prof. Dr. Haydar Baş paranın iki yeni fonksiyonunu tarif etmektedir; iktisadi aktiviteyi teşvik ve tahrik aracı olması ve emeğin, üretimin ve hizmetin karşılığı olmasıdır.
İktisat biliminde ve pratiğinde bu tamamen yeni bir sözdür.
Şuana kadar kapitalist sistem, paranın bu fonksiyonlarını görmüyor veya kabul etmek istemiyordu, çünkü kapitalist banka sistemi faiz yolu ile ve yalnız sayılı ‘seçkin’ ülkeler tarafından senyoraj hakkı kullanma yolu ile para yaratmaya dayalıdır.
Bu politika tıpkı ‘seçkin’ ülkelerde olduğu gibi, geride kalan tüm dünyada da ne gibi sonuçları getirdiğini tahlil edelim.
Bu yıl itibariyle ABD nüfusunun kredi kartı bütçesi 800 milyar dolar oluşturmaktadır, Ödenmemiş tüketici kredilerinin ( araba, beyaz eşya alışı vesaire) miktarı daha 1,3 trilyon dolar, ipotek (mortgage) kredisinin borcu ise 8,8 trilyon dolardır.
Böylelikle, ABD nüfusunun toplam borç miktarı – 10,9 trilyon dolardır yada ABD Yurtiçi Hasılasının neredeyse %100’ünü oluşturmaktadır.
Borcun bu kadar büyümesi son yıllarda ABD’de faiz oranlarının düşük olmasından kaynaklanmaktadır.
Paranın faize dayalı bankaların aracılığıyla yaratılması, ayrıca faiz oranlarının yükselişe meyilli olması, ABD ve tüm dünya ekonomisini, insanlığın bugüne kadar karşılaşmadığı kaçınılmaz derin krize götürebilir.
Gelişmekte olan ülkelerin durumları hiç daha iyi değildir. Onlar kendi ekonomilerini ‘gelişmiş’ ülkelere yaptıkları ihracata odaklıyorlar ve karşılığında yabancı döviz alıyorlar.
Bu şekilde, gelişmekte olan ülkeler senyoraj haklarından vazgeçiyor ve senyorajdan elde edilen gelir hakkını ‘gelişmiş’ ülkelere bırakıyorlar.
Böylelikle Japonya altın döviz rezervleri olarak 800 milyar dolar tasarruf etti, Güney Kore – 400 milyar dolar, Çin – 244 milyar dolar, Rusya – 100 milyar doların üstünde.
Bu liste devam ettirilebilir, ve dolar rezervlerinin miktarı önemli sayılara ulaşır, özellikle petrol ihraç eden ülkeler için.
Ayrıca, gelişmekte olan ülkeler bu döviz rezervleriyle ne yapacaklarını bilemiyorlar, örneğin Rusya Başbakanı Mihail Fradkov son zamanda birkaç kere bunu itiraf etti.
İşin en enteresan tarafı, gelişmekte olan ülkeler gerçek doğa zenginlikleri ve kaynaklarını, mamul, insan hizmeti ve enerjisi karşılığında sanal yabancı döviz alarak, geliştiklerini ve büyüdüklerini zannetmektedirler.
Aslında ise, bu durum ilk Batı sömürgecilerinin Amerika kıtasında yerlilerle yaptığı değiş dokuşa benzer; boncuk, ayna, güzel giysi karşılığında yerlilerin altın vermeleridir.
ABD ekonomisinin muhtemel krizi gelişmekte olan ülkelerin tüm rezervlerini bir anda sıfırlayacaktır ve onların ekonomik ve politik olarak güç merkezi olabilme isteklerine son verecektir.
Bu durumda Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli dünyanın bütün ülkelerine ümit vermektedir. Milli Ekonomi Modeli paranın tahrik etme ve emeğin ve üretimin karşılığı olma fonksiyonundan hareket ederek, adil mali sistemin nasıl bir şekilde kurulacağını pratikte göstermektedir.
Her devlet kendi senyoraj hakkını kendi ekonomisinin reel büyümeyi esas alarak kullanacaktır, böylelikle mali manipülasyon yoluyla ekonomik faaliyet çıktılarının transfer edilmesi şeklinde olan bir adaletsizlik kaldırılmış olur.
Ayrıca, para yaratma aracı olarak kullanılan faizin kaldırılışı ve para yaratma hakkının devletin merkez bankasına devredilişi, ekonomik büyümenin gerçek lokomotifi konumunda olan yurtiçi tüketim için sağlam temel oluşturulmasında yardım eder.
Gelişmiş ülkelerin yurtiçi tüketimlerinin istikrarsızlığı ve gelişmekte olan ülkelerde, büyümenin dahili kaynaklarına dayanan gerçek yurt içi tüketimin olmayışı, günümüz dünya ekonomisini stagflasyona getirmiştir.
Örneğin, ABD’de yurtiçi hasılanın % 70’ini teşkil eden ev hanesinin tüketimi, faizli tüketim kredisi kullanımı yüzünden, tehlike altına girmektedir.
Vurgulamak gerekir ki, Milli Ekonomi Modeli ekonomik hayatın sadece tek bir yönünü ele alan herhangi özel bir model değildir.
O sistemli yaklaşımı arz etmektedir ve bu şekilde bir sistem, bir bütün olarak hayata geçirilmelidir.
Bu yüzden Modelin sadece bir yönünü ele alarak öbür yönlerini unutmak yanlış olur.
Ayrıca, Prof. Dr. Haydar Baş’ın sistemli yaklaşımı Milli Ekonomi Modelinin emsalsiz model olduğunu göstermektedir, çünkü bugüne kadar olan iktisatçılardan nadir insan ekonomik problemleri tümüyle kapsayabilmiştir.
Milli Ekonomi Modelinin bir başka özelliği ise, ekonomi dengesizliğinin hakiki nedenini – tüketim ve üretim arasındaki açığı göstermesidir.
Değerli Prof. Dr. Haydar Baş bu açığın oluşmasındaki sebeplerini detaylı bir şekilde tahlil etmekte ve bu sorunun inandırıcı çözüm metotlarını göstermektedir.
Bu bağlamda tüketici gruplarının, onların tasarruf meyillerine bakarak sınıflandırılmaları orijinal bir yaklaşımdır.
Prof. Dr. Haydar Baş adil olarak göstermektedir ki, nüfusun grupları tasarrufun noktasına kadar tüketimin lokomotifi durumundadırlar, ve ekonomik büyümeye ulaşmak için devlet, dikkatini ilk sırada nüfusun bu gruplarına çevirmelidir.
Türkiye’de nüfusun % 90’ı böyle bir nüfusu oluşturmaktadır.
Diğer gelişmekte olan ülkelerde de aynı durum söz konusudur. Bundan kaynaklanan potansiyel talebin eksikliği gelişmekte olan ülkeler için bir taraftan bir dezavantaj olarak gözükse de, aslında bu durum
Milli Ekonomi Modelinde, toplumun bu çoğunluk kesiminin tüketimi desteklenerek, gelişmekte olan ülkeler avantajına çevrilmekte ve hızlı ekonomik kalkınma için fırsat vermektedir.
Sonuç olarak, Milli Ekonomi Modelinin çok taraflı araştırmayı gerektiren, çok ciddi bilim çalışması olduğunu belirtmek isterim.
Tartışmasız, bu model, iktisatçı bilim adamları tarafından tez, bilimsel makale, tartışma ve ampirik araştırma şeklinde değerli Prof. Dr. Haydar Baş’ın fikirlerini geliştirmek için bir neden olmalıdır.
Eric SHAYDULLIN, Harvard Üniversitesi